Hayvanlardan organ nakliyle ‘gençleştirme’ operasyonları!

1906

Hayvanlardan organ nakli sayesinde gençlik geri kazanılabilir mi?

Saflığın, cahilliğin ve çıkarcılığın zararlı ama ne yazık ki olağan birleşimi, XX. yüzyılın başında tıp tarihinin en kârlı aldatmacalarından birini doğurdu. Böylece, dünyada milyonlarca kişi hayvanlardan organ nakli sayesinde yaşlanmanın ve sağlık bozulmalarının etkilerinden kurtulmanın mümkün olduğuna inandı.

Saflık burada gençlik iksirleri efsanesini buluyordu, cahillik henüz keşfedilmemiş genetik ve dokusal uygunluk yasalarına meydan okuyordu ve çıkarcılık her ikisini de kötüye kullanıyordu.

Utanç verici bir olaydı, ayrıca baş kahramanlarının çoğunun isimleri sözlüklerden ve ansiklopedilerden kayboldu. O dönem şüphe uyandırıcı bilimsel kavramlarla iç içe geçen karmaşık ayrıca inatçı bir ideolojik akım, insanın hayatı yenilenme kabiliyetini övüyordu. Bu “dirimselcilik”, vitaminlerin aşırı derecede kullanımı, (o zamandan beri aşırı kullanımın zehirli olduğu ispat edildi), İsveç jimnastiği (ve yalnızca bu), kesilmiş süt ve morina balığı karaciğerinin yağının üstün özellikleri, ayrıca meşhur organ nakli üzerine kuruluydu. Hepsinin temelinde “ırkın yozlaşması”ndan kaçınma amacını güden “soy arıtımcılık” vardı. İki üç kuşak boyunca ergenlik çağındaki gençlere yutturulan arsenik, striknin, kaplumbağa kanı ve diğer malzemeler içeren “güçlendiricilerin” envanterini çıkarmayacağız.

7 YIL SÜREN ‘GENÇLEŞTİRME’ ALDATMACASI

1887’de College de France’da Claude Bernard’ın halefi ve her bakımdan saygı duyulan bilim adamı, ünlü anatomist Charles Edouard Brown-Sequard yetmiş yaşındayken, kuzu erbezleri kullanılarak hazırlanmış bir “sıvı” enjekte ettiğini ve böylece genç erkeklere özgü bir kas canlılığını, keyifli ruh halini ve ayrıca “yaşama sevincini” bulduğunu ilan ettiğinde bir ayıplama silsilesi başladı. Yine de yedi yıl hayatta kaldı.

MAYMUN VE KEÇİ BÖBREĞİ NAKLİ

1900’de daha temkinli olan Alexis Carrel, hayvanlardan organ naklini Viyanalı Jürgen W. Harms gibi farelere uyguladı. 1906’da, Jaboulay adında biri iki insana domuz ve keçi böbrekleri nakletmeyi denedi. Öyle acınası bir sonuç ortaya çıktı ki yalnızca soyadı yaşadı. Ayrıca Hunger, Neuhof ve Schonstadt da aynı durumdaydı, onlar da sırasıyla Java maymunu, kuzu ve makak böbrekleri kullanmıştı.

RUS CERRAH’IN KORKUNÇ ‘GENÇLEŞTİRME’ OPERASYONLARI

Bu başarısızlıklara rağmen, saplantı kök salıyordu. 1915’te Rus kökenli doktor Serge Voronoff, şempanze tiroitlerini tiroit yetmezliği çeken hastalara ve bir şempanze kemiğini de bir savaş yaralısına nakletti. Oysa Voronoff şüphe uyandırıcı bir ecza deposunda iş görmüyordu: I. Dünya Savaşı sırasında Fransa’da Rus hastanesinde baş cerrahtı, 1921’de College de France’ta deneysel cerrahi profesörü oldu.

1920’de bir erkeğe maymun testikülleri nakletti. 1930’da bu tür 500 girişimde bulundu. Gençleşme mitolojisi almış yürümüştü.
Bu korkunç hikâyenin bu aşamasında şunu hatırlamak gerekir:

Ayrıca ksenograft da denilen iki farklı tür arasındaki damarlı doku nakilleri, kesinlikle kalıcı olamaz. Kan grupları ve HLA grupları arasındaki uyumsuzluk bunu engeller; bu sebeple, insanlar arasındaki nakiller bile başarısızlığa uğrayabilir. Bununla birlikte, 1999’a kadar ksenograftlar denendi ve buradaki amaç insanları “gençleştirmek” değil, yaşamsal fonksiyonları korumaktı. Ancak ya birkaç saat ya da birkaç günün sonunda başarısızlığa uğradı. İleride ksenograftlardan yararlanmaya devam etmenin tek yolu, “transjenik” yani alıcı tarafından reddedilmemek için genetik olarak değiştirilmiş hayvan kullanımıydı. O dönemde bu akla bile getirilmiyordu, çünkü genetik hakkında hiçbir şey bilinmiyordu.

Üstelik, aslında genotip DNA’sının yönettiği doğal yaşlanma sürecine cinsel hücrelerin hiçbir etkisi yoktur.

Voronoff’un bu iki temel noktadan habersiz olduğu ve onun sahtekârlık veya aldatmacayla suçlanamayacağı yönünde itirazlar olacaktır. Ama eğer hastalarını objektif bir gözle takip etseydi, nakillerinin tutmadığı sonucuna kaçınılmaz olarak varacak ve bundan vazgeçecekti. Oysa neredeyse hepsi birden pozitif olan raporları, tıbbın olağanüstü bir başarıya ulaştığı yanılsamasını besliyordu. Ona göre, yaşları 63’ten 83’e değişen erkekler kas canlılığına, derinin esnekliğine, gözlerinin keskinliğine ve libido sertliğine yeniden kavuşuyor, saçları yeniden çıkıyor, tansiyonları düşüyordu. Şüphesiz bunlar kaynağını hem doktorun hem de hastalarının çift taraflı kendi kendine telkininden alan hileli iddialar.

Bu adamların dostlarına maymun spermatozoidlerini aktardıkları fikri akla gelince insan ürperiyor.

En hoşgörülü varsayıma göre bundan şu sonuç çıkıyor; Voronoff insanlar üzerinde tıp ahlakına aykırı, yanıltıcı bir tedavi deneyi yapıyordu ve en kötü varsayıma göreyse kendi kendini ve bu arada hastalarını da aldatıyordu. Zaten iki varsayım birbirine aykırı değil.

İsviçre’ye sürgün edilmiş ve itibarını kaybetmiş olarak öldüğünde, gençleştirici nakilleri tamamen gözden düşmüştü.

HİLELİ DİPLOMAYLA AÇILAN SÖZDE HASTANEDE YAŞANANLAR
Bu arada ABD’de de benzer bir hikâye yaşanmıştı.

1918’de elinde gerçek bir tıp diploması olmayan, Kansas şehrinde önemsiz bir yerin, Eclectic Medical Üniversitesi’nin verdiği hileli bir diplomaya sahip bir düzenbaz, Milford’da elli yataklık bir hastane açmıştı. Personelinde altı cerrah vardı. Adı John Romulus Brinkley’di.

Yine aynı şekilde hileli bir izne dayanarak bir eczanenin “işletmecisi” olan Brinkley, 16 yıldır güçten düşmüş olan bir çiftçiyi tedavi etmiş, ona teke testisleri nakletmişti. Ameliyat olan kişi sonuçlardan memnun kaldığını ilan etmişti. Brinkley ülke çapında ün kazandı. Bu şöhret, girişiminin teminatı oldu. Nakilleri karşılığında o zaman müthiş bir miktar olan 750 dolar alıyordu.

1923’te Kansas’ta ilk radyo istasyonunu kurdu, KFKB (Kansas First Kansas Best). Bu radyonun dalgalarından sözümona doktorluk ilmini yayıyor, “erkek yorgunluğu” ve salgı bezlerinin yetersizlik sorunlarını tedavi ediyordu. Ayrıca kendi firması Milford Drug Co. tarafından üretilen uydurma ilaçları satıyordu.

Akın eden müşterilerden (günde ortalama 50) dolayı, ne Milford’un hastanesinde yatak ne de Kansas’ta testis alınacak teke kaldı. 1930’da, Brinkley’in görünüşte önlenemez olan yükselişini basının haberleri yarıda kesti: İçki yasağı sırasında bir bootlegger, yani kaçak alkol imalatçısı olmuştu ve diplomaları sahteydi: Doktorluk yapmaya hakkı yoktu. Kansas Şehri’nin Tıp Odası muadili olan Board of Medical Examiners, ona şarlatan muamelesi yaptı ve federal devlet radyo istasyonunun lisansını geri almakla tehdit etti.

Adli ve medyatik fırtınanın ortasında, Brinkley Kansas valiliği görevine adaylığını ilan etti. Meksika sınırının öteki tarafında XER adlı bir başka radyo kurdu ve Teksas, del Rio’ya yerleşti: orada başka bir klinik açmıştı ve insanlar buraya da akın etti. Yerel ve federal yetkililer ancak 1934’te Brinkleyln dolandırıcılıklarının kanıtını elde etti. Hastalar onu mahkemeye verdi ve maruz kaldıkları nakillerin yan etkileri için tazminat ve faiz aldılar. Voronoff’tan on kat iyisini (ya da kötüsünü) yapmıştı: 5.000 teke testisi nakli.

AİDS’İ DOĞURAN VAKA

Burada hayvan testisleri çılgınlığının en dikkate değer iki vakasından söz ettik. Ama Voronoff ve Brinkley’in taklitçileri de ortaya çıktı. Onlar o kadar hırslı değillerdi ve bu sayfaların amacı bu sapkınlıklar silsilesinin tarihçesini çıkarmak değil. Aldatmaca bütün gezegene yayılmıştı ve kökeni daha eski bir efsaneleştirmeye dayandığı için daha kalıcı oldu. MÖ 15. yüzyılda Çin ve Hindistan’daki kabilelerin en kıdemli üyeleri enerjilerini artırmak için vahşi hayvanların testislerini tüketiyordu ve birçok başka kültürde, rahipler kurban edilen hayvanların bu bölümlerini kendilerine ayırıyordu. Bu organların efsanevi niteliğinin daha zararsız izleri mutfak sanatımızda zaten mevcut.

XX. yüzyılın başlarına kadar Afrika’da uygulanan “dirimselci” uygulamaların sonuçları daha ağır oldu: İnsan vücudunu canlandırmak üzere maymun kanı vermek amacıyla yapılan hacamatlar söz konusuydu. Çizip yarma işlemi kalçaya yapılıyor ve oraya kurban edilen hayvanın kanı dökülüyordu; bu AIDS’in kökeni oldu. Çünkü bu serum denemeleri insanlara SIV (Simian Immunodeficiençy Virüs) denen bir hayvan virüsü bulaştırıyordu. Hastalık uzun süre uykuda ve lokalize kalarak, organizmanın yavaşça bozulmasına yol açtı ve Wasting Disease adı altında tropikal hastalıklar içinde sınıflandırıldı. 1970’li yıllarda, virüsün bir mutasyonu onu hem şiddetlendirdi hem de dünya çapında yayılmasını sağladı.

Aldatmacalar, çoğunlukla tehlikeli hatta ölümcül olabilen efsaneleştirmelerden yararlanır.

Kaynak: Gerald Messadıe, 4000 Yıllık Tarihi Aldatmacalar .